Blog arşivi
RSS

'2012' 'Aralık'

Kalemin tarihi yazının tarihinden eskidir

Kalemin tarihi yazının tarihinden eskidir. Ne kadar eski olduğunu anlamak için işaret parmağınıza bir bakın. Toprağa ya da kuma, atalarımızın bu parmaklarıyla ilk işareti çizdiği zamanların, tarihin başlangıcı saydığımız yazının icadından bin yıllar öncesi olduğunu siz de fark edersiniz. Parmaklarımızın yerini alan kalemin yazıyla birleşmesi, Sümerlerin düzgün tabletler üzerine yazmak için çivi ve keskin objeleri kullanmasına rastlar. Parmak ve çividen sonrası; kamış fırçalar, şimşir veya levhalar, fildişi kalemler, kuş tüyleri, mürekkepli kalem, kurşunkalem, tükenmez kalem, daktilo, klavye ve gözler diye günümüze gelir.

Her şey Mezopotamya'da başladı. Sümerler ve Akadların paylaştığı topraklarda, yaklaşık altı bin yıl önce ilk piktogramlar (resim yazılar) çizilmeye başlandı.Bu resimler yumuşak kil tabletlere sivri uçlu kamış kalemlerle çiziliyordu. Kalemin atası sayılan sivri uçlu bu kamışlar, taze kil üzerinde yuvarlak şekiller çizemiyor; aksine daha köşeli ve düz, yani çivi biçimli kalıp çizgiler çekmeye yarıyordu. Bu yüzden yazı, çivi yazısı olarak adlandırıldı. Piktogramların MÖ 3000 yıllarında daha çizgisel işaretlere dönüştüğü yıllarda durum biraz daha farklılaştı. Nil Deltası'nda bol yetişen bir bitki türü olan papirüs ve amacına uygun olarak, ucu yontulmuş veya düzleştirilmiş bir kamışla yazı devam etti.

Daha sonra MÖ 2697'de Çinli filozof Tien-Lcheu tarafından ilk mürekkep bulundu.Bu buluş sonraları hem kağıdın hem de mürekkepli kalemlerin icat edilmesini sağladı. Romalıların daha da geliştirdiği kamış kalem, tüp şeklindeki bambu veya sazlardan yapılıyordu. Tüpün bir ucu kesilip içi mürekkeple dolduruluyordu. MS 400'lü yıllarda bulunan yeni mürekkep formülü, yüzyıllarca kullanılacaktı. Buna göre mürekkebe demir tozu, meşe palamudu tozu ve reçine gibi maddeler katılıyordu.

Yüzyıllar boyunca kullanılan tüy kalemler de bu formülden üç yüzyıl sonra geliştirildi.Tüy kalemler canlı kuşlardan alınan, sol kanadın dışındaki ilk beş tüyden yapılırdı. Kanattaki tüyler dışa doğru eğimli olduğundan, özellikle sağ elle yazanlar için en uygun açıyı sağlıyordu. Tüy kalemlerin olumsuz yanı ise, kâğıda mürekkep damlatmamak için çok dikkat ve deneyim gerektirmeleriydi. İşte bu zorluk, bugün kullandığımız kalemlerin icadını zorunlu kıldı.

Havadan Sonra Karada bir kalem : Tükenmezkalem

Mürekkepli çelik kalemler 18. yüzyılın sonlarına doğru, dünyanın çeşitli yerlerinde bulunmuştur. Alonzo Townsend Cross'un 1878 yılında geliştirdiği ve patentini aldığı stilografik kalem ise

günümüzün tükenmez kalemlerinin öncüsü sayılır. Cross, yine 1846'da mekanizması bugün bile kullanılan, ilk mekanik aksamlı kurşun kalemi de geliştirir.

Kaz tüyünün 1000 yıldan fazla kullanılmasının nedeni, onun niteliklerine eşdeğer bir madde bulunamamasından geliyordu. Kâğıdı yırtmayacak kadar yumuşak ve esnek tek maden altındı ve bu çok pahalıya geliyordu. Elle yapılan çelik kalemler çok sert olduğu için istenilen sonuç elde edilemiyordu. Endüstri Devrimi ile gelişen mekanik yöntemler, ucuz ve nitelikli çelik kalemlerinin üretimini de beraberinde getirdi. Ne ki, 1884 yılında Lewis Edson Waterman, o güne kadar yapılan kalemlerden daha iyi bir kalem tasarladı. Bu dolmakalemin ucunda bir hava deliği ve üç küçük kanal yer alıyordu. Böylece mürekkep kâğıda damlamıyor ve kalemin ucuna daha kolay gelebiliyordu. Bugün de bir dolmakalemde, geliştirildiği yıllardaki gibi dört ana bölüm bulunur.

19. yüzyıl sonlarında, dolmakalemle aynı tarihlerde geliştirilen tükenmezkalem, ne gereği var denilerek seri üretimine geçilmeyen bir denemeden ibaretti. Lazslo Josef Biro adlı Macar gazeteci, 1938 yılında bugün de kullandığımız tükenmez kalemlerdeki sistemi geliştirdiğinde ise sadece kendi zorluklarını aşmak istiyordu. Bu yüzden dolmakalemin ucundaki düzeneği değiştirerek buraya bir bilye yerleştirdi. Bilye her turda aldığı az miktardaki mürekkebi, düzgünce kâğıda geçiriyordu. 20. yüzyılın ortalarında gelişen uçak endüstrisi de, tükenmezkalemin dünya çapında kullanılmasının yolunu açtı. Şöyle ki, uçaklar 2 kilometrenin üzerine çıktıklarında hava basıncı azalıyordu. Dolmakalemin içindeki mürekkep atmosferik basınçta doldurulduğu için, daha düşük basınçta kendiliğinden aktığından, hem yazıları hem de giysileri berbat ediyordu. İkinci Dünya Savaşı'nda hava kuvvetlerinde yoğun olarak kullanılan bilye uçlu bu kalem, zamanla günlük hayatımızın en önemli aracı haline geldi.